| | Üretsiz Blog oluştur
İnter SinemaRSSYorum RSS

O... Çocukları Filmi 

O... Çocukları

O... Çocukları

   
   
Yapım :
2008, Türkiye
Tür :
Dram / Komedi
Yönetmen :
Murat Saraçoğlu
Senaryo :
Sırrı Süreyya Önder
Oyuncular :
Altan Erkekli, Özgü Namal, Şevket Çoruh, Demet Akbağ, Mahir İpek, İpek Tuzcuoğlu, Sarp Apak, Gökhan Atalay, Sezin Akbaşoğulları
Yapımcı :
Selay Tozkoparan Oğuz
Görüntü Yönetmeni :
Cengiz Uzun
Müzik :
Kıraç
Süre :
2 saat, 00 dk.
Gösterim Tarihi :
16 Mayıs 2008
   


Özet

 

12 Eylul 1980 ihtilalinden sonra siyasi suclu olarak aranan bir kari-koca yurtdisina kacmaya karar verir. Ama cocuklari bu konuda onlar icin en buyuk engeldir. Yurtdisina kacmadan once cocuklarini birakacaklari guvenli bir yer ararlar. cift sonunda cocuklarina 'en guvenli yer' olarak 'Mehtap Anne'nin yuvasini secer. Onlarin cocuklarini biraktiklari yer aslinda eski bir hayat kadini olan 'Mehtap'in bu isi biraktiktan sonra halen hayat kadinligini surdurenlerin cocuklarini biraktiklari 'Emanetci Anne' evidir...

Kari-koca yurtdisina kactiktan bir muddet sonra cocuklarini almasi icin bir İtalyan kizi Turkiye'ye gonderir. İtalyan kiz, 'Emanetci Anne'ye birakilan cocugu alip anne - babasinin yanina goturmek isterken kendini bir dizi ilginc olayin icinde bulur.

 

O-Cocuklari_0 O-Cocuklari_1 O-Cocuklari_5 O-Cocuklari_9

 

Boleyn Kızı Filmi 

Boleyn Kızıİngiltere’nin entrikalarla dolu hanedanlik tarihinin en bilinen oykulerinden biridir Anne Boleyn’in oykusu. VIII. Henry’nin uzerinde yarattigi buyu ile bir donemi degistiren kadindir. Ugruna her seyden vazgecen Henry onu kralicesi yapar. Anne Boleyn’in kralice olarak gecirdigi kisa zamanda etkin gorevi de olur. Ama sonunda taht varisi erkek cocuk sevdasi yuzunden giyotine gonderilir.Tum bunlara ragmen ne acidir ki, tahtin yeni varisi Anne Boleyn’in kizi meshur “bakire kralice” Elizabeth’dir. 45 yil suren gorkemli yonetimi de cok filme konu olur Elizabeth’in…

Bu bilindik oyku, Philippa Gregory tarafindan farkli bir agizdan anlatilan “Diger Boleyn Kizi” adli roman ile 2002’de yeniden gundeme geldi. Yuksek satis rakamlariyla, cok satan tarihi roman, bugune kadar kimligini fazla bilmedigimiz Mary Boleyn ile tanistiriyordu okuru.

Roman Mary’nin agzindan aktarilirken, tarihcilerin tepkisini toplamisti. Gercekte varligi konusunda kesin bir bilgi olmayan Mary’nin en azindan 8. Henry’nin metreslerinden biri olabilme ihtimali bile kizdirmaya yetti tarihcileri… Gregory saray entrikalarindan bir dizi roman cikardi, ne de olsa malzeme bol.

Gercekleri saptiran romanin yarattigi etkinin sinemaya yansimasi da gecikmedi elbette. 2003’te Philippa Lowthorpe’in yonettigi “The Other Boleyn Girl” BBC tarafindan film olmustu bile. Ama Anne Boleyn’in oykusu ilk kez uyarlanmiyordu.

1905 yapimi “Les Derniers moments d'Anne de Boleyn” sessiz sinemanin ustadlarindan Georges Méliès tarafindan cekilmisti. 1913 yapimi “Anne de Boleyn” Henri Desfontaines ve Louis Mercanton’un ortak yonettikleri film olarak gecti kayitlara. Hakkinda en cok bilgi sahibi olunan Boleyn oykulu film, Ernst Lubitsch’in halen basyapit olarak kabul goren 1921 yapimi “Anna Boleyn” son uyarlama olarak gorunuyor.

Soz konusu 8.Henry ve Boleyn kizi olunca ilk akla gelen hic kuskusuz, Amerikan kablolu Tv kanali Showtime’in 2007’nin odul miknatisi haline gelen dizisi “The Tudors” oluyor. Halen ikinci sezonu devam eden dizi ayni ilgiyle izlenmeye devam ediyor.

The Tudors ve Boleyn Kizi’ni karsilastirmak bile cok yersiz hale geliyor elbette. 8. Henry’nin delismenligi, genc kral olarak capkinligi, aceleciligi ve hirsi Jonathan Rhys Meyers tarafindan mukemmel yansitiliyor. Natalie Dormer tarafindan canlandirilan Anne Boleyn’e adeta yeniden hayat veriyor. ozellikle iki oyuncunun, elbette saglam senaryonun da etkisi ile o zamani yeniden yasattigini soylemek mumkun. ustelik kadro bununla da kalmiyor. Sam Neil ve Jeremy Northam basta olmak uzere kalburustu oyunculuklar ile dizi ilgiyle izlenmeye devam ediyor.

“Boleyn Kizi” adiyla gosterime giren son Boleyn oykusu (oysa ki Mary Boleyn ile tanismamiz ve oykuyu onun agzindan okumamiz dolayisiyla “Diger Boleyn Kizi” olmasi gerekirdi) ilk bakista; iyi bir oyuncu kadrosuna sahip, kostumlu donem filmi olarak cezbedici gorunuyor.Ama bu kadar iyi kurgulanmis bir romanin aksine cok zayif bir senaryoya sahip. İlk yarisinda saglam temeller atan film, oyle bir ikinci yari yasatiyor ki sasirmamak elde degil.

oncelikle bu filmin kimin hikayesi oldugu muallakta kalmis. Surekli iki Boleyn kizi arasinda gidip gelse de kimseye yar olmuyor. Bu sebeple hicbir karakter derinlemesine islenemiyor. ozellikle yapmacik elestirilere girilen sahneler cok siritiyor. Kizlarinin Kral'a sunulmasina karsi cikan annenin karakteri de kartondan olunca, ne karsi cikisi inandirici oluyor, ne de kizlarin annesi oldugu…

Arada gecen repliklerden cikan sonucla da bolca ters dusuyor film. Anne Boleyn hakkinda babasinin soyledigi “Bir adim one gecmek icin hos gorunmekten ve iyi kalpli olmaktan fazlasina ihtiyac var” cumlesi ile Natalie Portman’in yarattigi portre ortusmuyor. Tarihe metres olmayi reddedip, unlu bastan cikariciligiyla krali cezbeden, sonunda kralice olmus bir kadin olarak yazilan Anne Boleyn profili Portman’in yarattigi karakterle ortusmuyor. Bu konudaki basari Tudors dizisinde mevcut zaten. Portman rol icin fazla siradan, fazla gosterissiz duruyor.

Ortada kadinlar arasi gidip gelmekten yorulmaktan midir nedir bilinmez, surekli basini egip dusunen, hakkinda hic birsey bilemedigimiz, cok fazla siradanlasmis, insanlastirilmis bir kral portresi var ki evlere senlik. Aski icin her seyden vazgececek ne bir isigi, ne bir hirsi var. Derinligi olmayan Henry karakteri inandirici olmaktan da cok uzak kaliyor.

Diger Boleyn kizi Mary rolundeki Scarlett Johansson da sanki “İnci Kupeli Kiz”dan gelmis gibi duruyor. Isiltisi, gorkemi ve guzelligiyle aslinda Anne Boleyn rolune daha cok yakisirdi. Nedense es gecilmis.

Bu oykunun en buyuk magduru olan Henry’nin ilk esi Kralice Katherine de bir gorunup bir kaybolanlardan. Onunda yasadiklari derinlemesine islenmeyince, sonlara dogru yakarislari hicbir anlam tasimiyor ne yazik ki.

Arkadasliklarinda rekabeti sevmeyen iki oyuncu Portman ve Johansson “Kadinlarin birbirleriyle rekabet etmek yerine birlikte olmalari gerektigini” soyleyedursun, aralarindaki rol icabi rekabet de ortada yok.

cocuklarin kosup oynamasi ile acilip kapanan film, arada hicbirsey vaat edemiyor ne yazik ki. “İkinci cocuk olmanin ne demek oldugunu bilirim. Surekli golgede kalirsin” sozunu soylese de bunun uzerine hic gitmeyen film, oyle bir ikinci yari yapiyor ki tam bir fiyasko. Herseyin bir anda olup bitmesi ile, sanki uyuyakalip sahne kacirdim ya da makara kaybolmus, yanlis montajlanmis sorusunu akla getirecek kadar komiklesiyor.

Derinlemesine islenmeyen karakterleri ve aceleye getirilen olay orgusu ile yaratmak istedigi duyguyu iskalayan siradan bir film olan "Boleyn Kizi", kotu roman uyarlamalari listesinde yerini hem de ilk siralardan aliyor…

 

 

Boleyn-Kizi_10 Boleyn-Girl_9 Boleyn-Girl_8 Boleyn-Girl_7 Boleyn-Girl_6 Boleyn-Girl_5 Boleyn-Girl_4 Boleyn-Girl_1 Boleyn-Girl_0

 

Hep Seni Aradım Filmi 

 Hep Seni AradımZaman zaman kritiklerin girisinde “bu Turkce isimleri kim koyuyor” serzenislerini kullanmak zorunda kaliyor ve artik bu duruma alisiyorken, garip bir durumla karsi karsiyayiz bu kez. 2004 tarihli bir film ve yine sacma bir isimle vizyonda. Amerika’da 3 Eylul 2004’de gosterime giren film, su an itibariyle dunya sinemalarindaki son gosterimini ne yazik ki Kuveyt’ten bile sonra yapiyor ulkemizde.

Yapim asamasinda Joel Schumacher’in yonetmesi dusunulen film icin ilk tercih de Brendon Fraser olmus. Daha sonra Paul Walker’a giden rol “Hizli ve ofkeli” cekimleri nedeniyle reddedilince, Josh Hartnett rolu kapmis. Yonetmen Paul McGuin’in “sansli Slevin”dan once cektigi “Wicker Park”in DVD’si de 2004 sonunda cikmis.

"Wicker Park"; kendisini Sinefil olarak tanimlayanlarin mutlaka kesfedip izledigi ve hayran kaldigi 1996 yapimi “L’ appartement”in yeniden cevirimi. Gilles Mimouni’nin, Alfred Hitchcock soslu gerilim sosu ile suslu saheseri, sasirtici senaryosu ve finali ile hayranlik uyandiran bir film. Hitchcock filmi izlediginiz hissini veren muzikleri bir yana, basarili kurgusu da filmin on plana cikmasini sagliyor.

Boyle cok katmanli bir filmin Hollywood uyarlamasinin nasil olacagi da kuskusuz merak konusu idi. Bafta odullu “Apartman”, ayni zamanda Vincent Cassel ve Monica Belluci’nin cift olarak perdedeki ilk filmiydi ve sonrasinda da hayatlarini birlestirmislerdi.

Konuyu kisaca anlatmak gerekirse; Max ve Lisa’nin ayriliklarinin uzerinden 2 sene gecmistir. Max yeni bir hayata baslamis olsa da, Lisa’yi hala unutamamistir. Bir tesaduf eseri Lisa’yi buldugunu dusunerek kendisini bir maceranin icine atar. Lisa oldugunu sandigi kisi Alice ise sirlarla doludur.

“Apartman” ile “Hep Seni Aradim” ayni ana oykuden yola cikiyor ilk basta. “Apartman”, surekli canli tuttugu gerilimi bir yana, surekli beklentileri bosa cikaran secimleri ile sasirtirken, yeniden cevrim bu unsurlari elinin tersiyle iterek adeta seyircinin nabzini yoklayarak ilerliyor.

Sahne gecisleri ile kilit sahnelerin ayni oldugu “Wicker Park” bir iki sahnede Avrupa filmlerine de el salliyor. Bunlardan en onemlisi ayakkabi numarasindan dogan “Fellini” konusmasi… Ustanin efsanelesmis filmi “8.5” ayni zamanda Lisa’nin ayak numarasi olunca hos bir replik cikiyor ortaya. Bir diger selam ise Monica Bellucci’ye yollanmis. Filmin en onemli mekanlarindan biri olan restoran’in adi “Belluci”…

Monica Belluci’nin canlandirdigi Lisa’nin yerini, Diane Kruger almis. Ne isle ugrastigi hakkinda cok fazla bilgi verilmeyen ilk filmin aksine, bu kez Lisa modern dansla ugrasan bir sarisin. Vincent Cassel tarafindan canlandirilan reklamci Max’in yerini de, Josh Hartnett tarafindan canlandirilan fotografci Matthew almis. Bellucci’nin oyunculuguna ve karaktere kattiklarina gore Kruger cok zayif kaliyor. Hartnett ise filmin tercih ettigi hikaye icin cok uygun. ozellikle orijinalde olmayan ayrilik sonrasi yikilip aglama sahnesi icin bicilmis kaftan.

Max’in ayakkabici dukkani sahibi arkadasi Lucien de degisiklige ugrayanlardan. Luke adi ile yeniden yaratilan karakter daha enerjik, daha duz ve anlasilacagi uzere karton. Filmin kilit rolu Alice’in kafa karisikligi, tutkusu ve sonlara dogru yasadigi utanci Romane Bohringer tarafindan mukemmel canlandirilmisken, Alex’e donusen Rose Byrne bu performansin yanina bile yaklasamiyor.

Finalde etkili olan, gerilimin yan unsuru Daniel ise gorunup kayboluyor sadece. İcindeki romantizm duygusunu gerilimi yok sayarak vermek isteyen McGuin’in en buyuk hatasi bu zaten. Bircok onemli sahnenin fotografik acidan ayni olmasina ragmen, veremedigi duygu ozellikle ilk cevrimi izlemis olanlar icin adeta kabusa donusuyor.

Alex’in tiyatro provasi sirasinda ruhsuz oyunu karsisinda yonetmenin tepki vererek “Sen hic asik olmadin mi” dedigi sahne tipik Hollywood klisesi olarak abartili hale gelmis. Buna karsin Max’in Lisa’yi uzun sure takip ettigi icin “kendimi sapik gibi hissediyorum artik” demesini gerektirecek bir durum yok Matthew icin. Takip sahneleri neredeyse yok gibi. Oysa bu takip sahneleri, ilk cevrimde Max ile Alice’in ozdes iki karakter olmasinin anahtari..

Alex ile Matthew’in karsilasma sahnesi de iki farkli ucta yer alan sahnelerden biri. İlk cevrimde pencereden kendini atan Alice’i son anda kurtararak tanisan ciftin yerini son derece sonuk bir pencere onu sahnesi ile tanisan cift almis.

İlk cevrimde Lisa’nin gidisi uzerinde cok fazla durulmazken, “Hep Seni Aradim” bu durumun neredeyse suyunu cikariyor. Lisa’nin biraktigi mektubu ulastirma gorevini alan Alex; bunu Matthew’in evine gidip telesekreterindeki mesajlari silmeye kadar uzatiyor. Lisa’nin ani ciktigi Avrupa Kabare Turnesi’nde arayip telesekretere not birakmasi ayrintisi yeni cevrimin kendi kendine yarattigi mantik hatalarindan biri olarak kaliyor. Lisa’nin mektup emanet ettigi sahne ile birlikte erkenden tum sirlarini aciklamaya girisen film, tamamen Hollywood’lasmaya basliyor bu andan sonra. Lisa’nin gidisi ile duvardaki fotograflara bakip aglayan Matthew belki de filmin yeni haline agliyor kim bilir...

Senaristlerin gafi bir iki sahnede iyice goze batiyor. Avrupa’dan telefon acan Lisa’ya “baska kadinla bastim Matt’i” diyecek kadar aciz duruma sokulan, has kotu olmasi beklenen Alice, diger bir kilit sahne olan tiyatro sahnesinde oyununu bitirebilecek kadar da duygusuz resmediliyor.

Bunlarla da kalmiyor. Guzelim ayakkabi sahnesi, herseyin baskahramanca fark edildigi iki sahne, resmen linc edilmis. Alice’in gercek kimliginin anlasildigi 2 numara kucuk ayakkabi sahnesi kiyida kosede kalmis gibi. Luke’un sevgilisini Matt’e tanistirdigi sahne ise tam bir felaket. Klasik Hollywood gelenekleri devreye giriyor ve “kotu”, cezasini cekiyor oracikta.

İki film arasindaki en buyuk fark ise finalde ortaya cikiyor. Tamamen farkli iki final sozkonusu. İlk cevrimde Max, Lisa yerine Alice’i tercih ediyor. Bu sayede iki karakterin ne derece ozdes oldugunun alti ciziliyordu. Lisa kactigi Daniel tarafindan evinde atese verilirken, Max tesaduf eseri karsilastigi nisanlisina kaliyordu iki kadini da iskalayarak.

Yeni cevrimde final sahnesinin tek ortak yonu havaalani fonu… Onun disinda tamamen farkli bir final tercih edilmis. Genel seyirci beklentileri icin de bol bol izah edilerek neredeyse kaciranlar icin ozet gecilerek gelinen son sahne kliseden ibaret elbette…
Sonuc olarak 1996 yapimi bir klasigi, cok katmanli yapisini tekduzelestirerek vasat bir filme donusturen film ekibini ayakta alkislamak gerek! Duygusunu, tadini, ruhunu kaybetmis bir oykuden ibaret olan “Hep Seni Aradim”, orjinalinin yaninda ikinci sinif bir kopya olmayi bile hak etmiyor. İlk filmi izlemeyenleri ise farkli bir ask oykusu bekliyor

 

hepseniaradim6 hepseniaradim5 hepseniaradim4 hepseniaradim3 hepseniaradim2 hepseniaradim1 hepseniaradim